Hayallerin Gerçeğe Dönüştüğü Şehir: New York

Yılın en görkemli zamanı geldi çattı. Bu, benim için seyahat çanları çalıyor demek 🙂 Seyahat etmek büyük tutkum. Zaman mekan demeden, keşfedebileceğim kadar yer keşfetmek istiyorum; ama en çok Christmas zamanı seyahat etmeyi seviyorum. Kırmızı ve yeşile bürünmüş sokaklar, tatlı melodiler, ışıl ışıl vitrinler, bambaşka hissettiriyor bana kendimi.Ah keşke anlatabilsem o ruhumdaki şöleni, sanırsınız içime ufak bir kız çocuğu hapsetmişim.

Bu sene için de plan yapıldı tabii ki. O şimdilik sürpriz olsun, ben size hayatımda geçirdiğim en ama en güzel Christmas hikayemi anlatacağım birazdan. Yazarken bile o kadar heyecanlanıyorum ki, sanki şu an ordayım. Evet New York’tayım. Nereden başlasam, nereyi anlatsam bilemiyorum. Yazacak o kadar çok şey var ki, anıların içinden çıkabilirsem başlayacağım 🙂

Bu aslında New York’a ikinci gidişimdi. İlki,balayı rotamızın bir parçasıydı; ancak o zamanlar, keşfetme duygumun,fotoğrafçı gözümün ve kalemimin farkında olmadığım için biraz acemiliğime denk gelmişti. Bu sefer çok hazırlıklıydım. Aylar öncesinden yapılan planlar, okuduğum sayısız bloglar sayesinde her şey müthiş olacaktı. Tabii hayat senin yaptığın planlara çelme takabiliyor bazen 🙂 Son yüzyılın en soğuk noeliydi bize de bu çekmeyi takan. Benim gibi soğuktan nefret eden biri için büyük bir sınavdı New York. Üst üste giyilen iki termal mont ve iki eldivene rağmen soğuktan acıyan parmaklarımı hatırlıyorum. O hisse rağmen fotoğraf çekmek için duyduğum tutku, soğuktan ağlamak üzereyken defalarca buna değer diyerek kendi kendimi motive etmem, çok da alışık olmadığım şeylerdi 🙂 Ama gerçekten değdiğine inandığım o kadar çok an yaşadım ki, anlatmak için sabırsızlanıyorum…

Bir iki senedir New York’a gitmenin yollarını ararken, bir eylül akşamı tesadüfen bulduğumuz uçak biletiyle Aralık ayına alıverdik uçak biletimizi. Önümüzde para biriktirmek için sadece bir kaç ayımız vardı ama bu fırsatı bir daha yakalayamayız diyip hiç düşünmedem THY’den kişi başı iki bin Türk Lirasına, gidiş dönüş uçak biletimizi aldık. İyi ki de almışız. Biz bu seyahati yaptığımızda dolar kuru 3,80’di. Şimdi biraz hayal gibi görünse de ara ara yine bilet kovalamıyor değiliz 🙂 Ben yenisinin hayalini kurarken, gerçekleşen hayalimi anlatmaya devam edeyim.Araştırmalarımı yaparken, dört şey beni çok heyecanlandırmıştı ve bunları gerçekleştirmeyi çok istemiştim. Nitekim de dördünün yanına kocamaaan tikleri atabildim. Şimdi size bonus niteliğindeki bu dört şeyi önereceğim. Bunların üçü benim gibi hayalperestlere, çocuk ruhlulara hitap ediyor ama bir kaç kare gördükten sonra hepinizin fikri değişecektir eminim:)

1- Dyker Heights

Burası Brooklyn’de konumlanmış, filmlerde gördüklerimiz kadar müthiş malikanelerin olduğu bir bölge. Burayı özel kılan nedir peki? Christmas döneminde yapılan biribirinden özel ve farklı süslemeler tabii ki. Bazı ev sahipleri süslemeleri kendileri hazırlarken, bazıları da işi profesyonelliğe döküp şirketlerle anlaşıyor bu iş için. Fotoğrafları görünce ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hangisinin daha güzel ve eğlenceli olduğunu size bırakacağım. Eğer önünüzde New York tatili için bir planınız varsa, soğuk falan demeyin, bu büyülü dönemde buraya gelin.

2- Christmas Spectacular Starring the Radio City Rockettes

Christmas döneminde New York’a gelmeniz için ikinci sebep, Radio City Music Hall’da izleyebileceğiniz muhteşem Rockettes şovu…Bu, bize New York’ta yaşayan arkadaşımızın yaptığı bir sürprizdi. Benim için bundan daha anlamlı bir sürpriz olamazdı çünkü hep izlemeyi hayal ettiğim bir şovdu. Hayallerinizi gerçel kılan dostlarınız olduğunu bilmek güzel 🙂

3- Seaglass Carousel

Atlı karıncaları seven kaç kişiyiz? Ben hala gittiğim yerlerde gördüğüm her atlı karıncaya biniyorum 🙂 Beni çocukluğuma taşıyan nadir şeylerden biri bu, kesinlikle. Bu yüzden bu atlı karıncayı da kaçıramazdım. Üstelik bu bildiklerimizden değil. Battery Park içinde yer alan cam bir fanusun içinde ledli balıklardan oluşan bir atlı karınca. Heyecanlandınız değil mi 🙂 O zaman bu büyülü ve masalsı yeri anlatmaya devam. Beş dolar karşılığında istediğiniz tatlış balığa binerek klasik müzik eşliğinde kısa bir tur atıyorsunuz içeride. Sırayla renk değiştiren balıklara hayran kalmamak elde değil. Buraya gelecek olursanız kesinlikle akşam saatlerinde uğrayın. Hava kararmaya başladıkça balıkların rengi göz alıcı olmaya başlıyor 🙂 Ama en geç 20.00 de kapanıyor. O saatlere de kalıp da bu fırsatı kaçırmayın.

4- Helikopter turu

Göklere uzanan bir şehri daha da yukarıdan izlemek kadar heyecan verici ne olabilir ? Plan program yaparken, gerçekleşmesini en çok istediğim şeylerden biriydi, helikopter turu. Yapmak istediğimiz çok şey vardı aslında, sadece öncelikleri belirleyemiyorduk. Bu yüzden bunu New York’a gittiğimizde ayarlarız şeklinde konuştuk. Fiyatlar oldukça yüksekti. Değer mi diye konuşmaya başladık; ama insanın karşısına devamlı çıkan bir fırsat değil oraya kadar gitmek. Bir yanımız istiyor, bi yanımız gerek yok diyordu. New York’un içindeki turlar kişi başı 250 dolardan başlayıp daha da yukarı çıkıyordu. Bunu karşılamamız imkansızdı, bu yüzden New Jersey turlarına bakmaya başladık. Kişi başı 170 dolara, Flynyon isimli şirketten daha uygun bir tur bulduk ve onu ayarladık. Ama biz şanslıydık. O tarafta da oturan arkadaşımız olduğu için bizi onlar götürdü. Üstelik, önce enfes bir pancake eşliğinde kahvaltı ve sonrasında da oldukça uygun fiyatlara yapılan bir outlet alışverişi, tüm bunların üstüne ballı kaymak oldu 🙂 Normal şartlarda otobüs,uber ya da araba kiralayarak da gidebilirsiniz,ama bu da neredeyse New York’taki turla aynı fiyata gelecektir. Ben buralara kadar gelmişken, outletlere uğramadan dönmem arkadaş derseniz, o zaman bu turu tercih edebilirsiniz. Biz firmadan çok memnun kaldık, ve unutulmaz anılarımıza bir yenisini daha ekledik.

Benim için bu tatili özel kılan anları anlattığıma göre sırada yeme içme ve gezi rehberi var. Ama onları ikinci bölümde anlatmak istiyorum; çünkü liste bir hayli kabarık. Bu yazıyı daha çok, heyecanıma ortak olmanız ve sizi de gitmeniz konusunda heyecanlandırmak için yazdım. Bir kaç kişiyi ikna edip araştırmalara başlatabilirsem ne mutlu bana. Size de bana da bu güzellikleri tekrar yaşamak dileğiyle, şimdiden mutlu yıllar 🙂

PAYLAŞ
Önceki İçerikSular Üzerine Kurulu Romantizm: Venedik
Sonraki İçerikYarımada’nın Askeri: Roma
Elif Yeğenoğlu
Merhaba, ben Elif. Otuzlu yaşlarının başında, ama hala çocuk ruhlu biriyim. Tipik bir ikizler olup, özgürlüğüme asla el sürdürmeyen bir seyahat severim. Sevmek ne kelime, tutkunum tutkun :) Bir de fotoğrafa sevdalıyım. Fotoğraf, benim en büyük meditasyonum. Konuşmayı, dinlemeyi ama en çok da yazmayı severim. Seyahatlerimi dilimden düşürmesem de, en çok yazarken o anlara giderim. Yazılarımda benimle seyahat edebiliyorsa okurlar, işte bu benim en büyük zaferim :) Hayatta sahip olunan en değerli şeyin mal mülk değil, hatıralar olduğuna inanırım. Bu yüzden doya doya gezmek taraftarıyım. Şimdilik full time beyaz yakalı, part time gezginim, ama umarım bir günü bunu tersine çeviririm : ) Her doğum günümde kendime yeni bir seyahat dilerim. Dünya küçük derler ama bence değil. Umarım bir gün tamamını gezerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here