Bir Tatlı Huzur Durağı: Söğüt Köyü – Muğla

Bir Girit Masalı ile başlayan yurt dışı seyahat yazılarımı sadece yurt dışındakilerle sınırlamayıp yaşadığımız ve burada olmaktan gurur duyduğumuz coğrafyamızın güzelliklerini de yazarak devam etmek istiyorum. Sonra neme lazım “yabancı özentili, ecnebi meraklısı” filan diye arkamdan konuşmanızı istemem. İzmir’in çevresinde gezilecek yerleri kıskandıracak bir diğer il kesinlikle Muğla diyorum ama “Gevur İzmir’imizin” eline su dökemez deyip kendi şehrime torpil de geçmeyeceksem ne anlamı kalır yazmamın değil mi?

Bugüne kadar seyahatlerimizde Muğla’nın ilçelerinden Marmaris’i son durak yapıp oradan geri dönüyorduk. Benim seyahat arkadaşım tam bir Marmaris aşığı, ben ise Bodrum aşığı iken yer konusunda adil olsun diye kur’a çektik, ama kur’a sonucuna itibar etmeyerek şoförün iki oy hakkı olduğuna dayanarak Bodrum’a gidiyoruz dedim. Ama sonrasında arkadaşımın uyumu ve yaptığım vicdan muhasebesiyle davranış değişikliğine giderek Bodrum’dan vazgeçip her ikimizin de istediği olmasın farklı bir yer görelim diyerek başladık araştırmaya. Aslında her seyahat bir kaçıştır, kendinden, çevrenden,yaşadıklarından….

Seyahat rotamızı belirlerken hafta içi yoğunluğumuz, son dönemde yaşadığımız süreçlerin bizi ne kadar yorup yormadığı vs denklemlerini çözdük. Ve nihai kararımızı sakinlik, dinginlik barındıran Muğla’nın köyü Söğüt olarak verdik.

Huzur durağı dememden oranın bir durak olduğu ve huzura bulandıktan sonra hayatınıza kaldığınız yerden daha dingin, daha enerjik devam edeceğinizi belirtmek isterim. Bize tavsiyede bulunan arkadaşımız öncelikle verdiği detaylarla yolu anlatmakla kafa karıştırıcı olsa da “Bak şimdi İzmir’den çıkıyorsun, Muğla ya gidiyorsun, Muğla’dan Marmaris’e geliyorsun. Marmaris’ten Datça yolu var ya da Turunç yolu var, sen Datça yolundan ilerle, öbür taraf virajlı, yorar, oradan Bozburun, Selimiye tabelalarını takip et, Bozburun’a vardığında 5-6 km sonrası Söğüt köyü gelecek” dedi ama arkasından hayati çözüm geldi. “Ya sende navigasyon vardı değil mi? Sen navigasyona Marmaris-Söğüt yazsan seni oraya götürür” dedi. Burada uzunca anlattığımın ana fikri Marmaris’ten Bozburun yolunu takip etmekte fayda var. Turunç’tan daha az virajlı ve çokça keyifli. Söğüt’e varmadan önce yaşadığımızı paylaşmadan geçemeyeceğim.

Cumartesi İzmir’den yola çıktık, bünyelerin pilinin Marmaris’e kadar dayandığı noktaya git git bitmeyen, yeşili ve virajı bol yolda bir soluklanalım ve çay içelim diye yol kenarında bir yerde durduk. Çam ağacına yaslanmış masa, üzerinde semaver ve bardaklar, oturacak yerleri ise kullanılmayan arı kovanlarının üstü olan şirin bir mekandı.Mekanda tatlı bir teyzemiz bir o yana bir bu yana dolanırken bizi fark edip “hoş geldiniz kızlar,azıcık da sizinle sohbet edeyim’’ diyerekten sohbete aç bünyelerimizi bir nebze olsun doyurdu sağolsun. Kendisinin hikayesini de dinlediğimiz ve saygı duyduğumuz teyzemiz orada kazandıkları ile üniversitede okuyan kızının eğitimine katkı koyuyormuş. Yanakları sıkılası teyzemizi takdir etmeden geçmeyelim lütfen.

Şimdi bu çay içme ve mola hikayesinde aslında gözle görülür bir şey yok değil mi? Kullanılmayan arı kovanlarında oturursan bunun bir bedeli olmalı diyebilecek arıları hesaba katmadığımızı acı şekilde tecrübe ettik. Ben yorgunluğumu atmaya çalışırken birden arkadaşımın çığlığı ile kendime geldim. Elinin üstüne konan arı fark yaratmak adına iğnesini bırakıp intiharını tamamlamış oldu. Peki bunun bize verdiği sosyal mesaj ne biliyor muyuz?Tabi ki göze geldik,tabi ki artık gezdiğimiz yerleri kimseye söylemeyeceğiz dedik mi dedik. Bakın ben kimseye söylemiyorum, aramızda tamam mı?:)

Bu iğneleyici olayın mekan sahibi tarafından bitkisel bir yağla sızısının alınması ama şişliğinin baki kalmasıyla yola koyulduk. Şu virajın sonunda, şu dağın arkasında diye diye bir süre daha gittik. İzmir’den üç saat Marmaris’e kadar ulaşım, Marmaris’ten bir buçuk saat daha ilerisine gidip kendi içimize dönüp “ne işimiz var burada ya, şimdiye Marmaris’te otele yerleşmiş, ikinci boy denize giriyorduk” hayıflanmalarını gölgede bırakan muhteşem bir görselle karşılaşınca aklıma Orhan Veli’nin dizesini getirdi. “Gemlik’e doğru denizi göreceksin, şaşırma” söylemi Söğüt için “Söğüt’e doğru sakinleyeceksin, şaşırma’’ olsa fena olmazdı hani. Denize sıfır mekanların olduğu, sahil şeridinde yol olmayan, her evin, her pansiyonun ya da otelin kapısından bir iki adım sonra denize girdiğinizi hayal edin,öyle bir güzellikti. Orada konaklamamızı sağlayan Deniz Yıldızı pansiyon ve onların ailecek işlettiği sıcak ve samimi restoran iki günlük yerleşkemiz halini aldı. Yemek yediğimiz yer ile konaklayacağımız yer arasında yaklaşık 100 metre civarında bir mesafe olması, konaklama yapılan yerin biraz yokuşta oluşu gözümüzü korkuttu ama odaya çıktığımızda balkondaki manzara her şeye değer dedirtecek cinstendi. İlk gün yemek yediğimiz yerden bir iki adım atıp denize girmenin keyfinin üzerine gün batımını iskelede oturup sohbet ve Türk kahvesi eşliğinde tamamladık. “Rodos usulü ahtapot” u ilk kez orada gördüğümü ve denenmesi gereken bir tat olduğunu paylaşmadan geçemeyeceğim. Diğer deniz mahsullerinden “tereyağında karides” benim favorilerimden olup onun da denenmesi gerek diyerek kem gözlerin aktif olarak rol aldıkları diğer olaylara geçeyim.

Berrak ve sıcak bir denize girme, odada dinlenme ve akşam yemek için hazırlanıp çıkma evresinde sorun yok, buraya kadar her şey güzel ve olduğundan daha kusursuz arı sokması dışında. Masaya oturup sipariş verdiğimiz aşamada bir anda dünyamız karardı. Sadece bizim değil Söğüt köyünde herkesin dünyası karardı çünkü elektrikler kesildi ve gece boyunca da gelmedi. Bende şu ana kadar neden bir şey olmadı diyen iç sesime, “sus dilini ısır ay” diye cevap verirken bu elektrik kesintisinin olması iyi oldu, hatta kapak da oldu diyebilirim. Ne yedin, neye benziyordu diye sorarsanız size cevap veremem. Telefon ışıkları ve masaya konan mumların ışığında, zifiri karanlığa yakın bir akşam yemeği yedik. O akşam dolunay olaydı iyiydi dedik ama ay da pek yardımcı olmadı, çeyrek ay mıydı ne idi anlamadık. Bütün müşterilerle romantik bir ortamın yaşandığı akşam yemeği görsel olarak akılda kalmadı ama damak tadı olarak gerçekten lezzeti ile fark yarattı diyebilirim. Ha arada mezeleri ve ahtapotu bol sarımsaklı yaptıklarını da dile getirmem gerek ki sonrasında sıkıntı yaşamayasınız.

Ertesi gün bizde tansiyon düşüklüğü oldu, ondan mıdır bilemedik ama ona yorasımız geldi. Yemekte idare edebildik ama odaya çıkma konusunda o 100 metrenin karanlık oluşu, peşimizden gelen köpeklerin havlaması bizi tedirgin etti. Ama havlamalardan korkan arkadaşımın koşturarak kaçışı ile mesafeleri kısa zamanda neredeyse soluksuz aşıp odaya ulaştık ve dinlenme moduna geçtik. Pazar günü insan sesi, araba sesi vesair dış seslerin hiçbirini barındırmayan sessiz sakin bir güne uyanmak müthişti. Kahvaltımızı yapıp ardından hem yürüyüş hem de denize girmek için sahil şeridinden yürüdük. Yaşlı bir teyze sürpriz yumurta tadında bir anda ortaya çıkınca ve ne olduğumuzu anlayamadan “nereden geldiniz, nerelisiniz” deyişiyle bu memleket sormanın evrensel bir iletişim aracı olduğuna kanaat ettik Teyzeyi atlatıp iskelelerden birine bir güzel yerleşip suyun sıcaklığından berraklığına kadar her şeyi barındırdığı denize girmenin enfes keyfini yaşadık. Her şey iyi hoştu da biz orada deniz kum güneş modunda gayet ağır çekim yaşarken dağcılık kulübü üyeleri önümüzden geçmeseydi iyi idi. Zira insanlar sağlıklı yaşam için sporunu yaparken bizim utanmaz arlanmaz güneşlenen hallerimiz pek de hoş durmadı hani. Odayı boşaltıp pansiyon sahibi ile vedalaşırken kendisinin bize bal, keçiboynuzu vs hediyelikler yaptığını görmek bir yandan duygulandırdı diğer yandan yurdum insanlarının halen misafirperver ve sıcakkanlı oluşunu göstererek mutlu etti. Öğleden sonra da “haydi artık doyduk, sakinledik, yolumuz da uzun çıkalım artık” dediğimiz ve hareket ettiğimiz yolun on beş dakikası dolmamıştı ki bardaktan boşanırcasına bir yağmura tutulduk.

Yol üstünde meyve sebze satılan küçük bir pazar görüp orada durduk, kendimize meyvelerden yolluk yaptık. Hareket edince şoför kaprisiyle taleplerime başladım tabi ki. Arkadaşım ise yıkamadan olmaz dediği için çözüm bulmak adına o bardaktan boşanırca olan yağmurun gök yarıldı herhalde diye sağanak yağdığı aşamada camı aralayıp meyvelerimizi yıkayıp yedik. Arada olan arkadaşıma oldu, o da nasiplendi yağmurdan ama olsun, meyveler temizlendi ya o bize yetti.

Kıssadan hisse Söğüt için şunu yapın bunu yapın, şuraya gidin buraya gidin şeklinde söylenecek pek fazla şey yok ama verdiği huzuru, sakinliği ve dinginliği anlatmak sayfalara sığmaz. Memleketimin her bir köşesinin kıymetli olduğunu ve keşfedilmesi gerektiğini belirterek bir hafta sonuna yani cumartesi ve pazara istenildiğinde sığacak ama tadını damakta bırakıp keşke bir gün daha uzatsa idik diyeceğimiz bir yermiş Söğüt.

Gidilmeli,görülmeli, ağır çekim yaşanmalı…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here